Bir oyunu kaybettiğinde ağlayan, sinirlenen, oyunu bozan ya da oynamayı tamamen bırakan çocuklarla sık karşılaşabiliyoruz.
Bazı çocuklar için kaybetmek yalnızca kaybetmektir.
Bazıları içinse çok daha fazlası...
Sanki kaybetmek; değersiz olmak, başarısız olmak ya da sevilmeye daha az layık olmak anlamına gelir.
Bu nedenle kaybetmeye verilen tepkinin büyüklüğü bazen oyunun kendisinden çok, çocuğun kendisiyle ilgili hissettiklerini anlatır.
Çocuklar gelişim sürecinde yavaş yavaş şunu öğrenirler:
Hayatta her zaman kazanamayız.
Her istediğimiz olmaz.Her zaman birinci olamayız.
Bu öğrenme zaman alır.
Özellikle küçük yaşlarda çocuklar kaybetmeyi kişisel bir başarısızlık olarak yaşayabilirler.
Oyunda kaybetmek:
"Ben kötü oynuyorum."
Yarışmada kaybetmek:
"Ben yetersizim." anlamına dönüşebilir.
Bazı çocuklar hata yapmanın ya da kaybetmenin çok zor olduğu ortamlarda büyüyebilir.
Sürekli başarı konuşuluyorsa,
yüksek beklentiler varsa,
çocuk daha çok sonuç üzerinden değerlendiriliyorsa,
kaybetmek yalnızca bir sonuç olmaktan çıkar.
Kimliğe dönüşür.
Bu durumda çocuk kaybetmeye değil, kaybetmenin hissettirdiği duygulara tahammül etmekte zorlanır.
Oyun yalnızca eğlence değildir.Çocuklar oyun içinde:
öğrenirler.
Bu nedenle her kaybettiğinde oyunu bitirmek, çocuğun zorlandığı duyguyla karşılaşmasını engelleyebilir.
Oysa uygun destekle yaşanan küçük hayal kırıklıkları, duygusal dayanıklılığın gelişmesine katkı sağlar.
Çocuk kaybettiğinde hemen nasihat vermek ya da duygusunu küçümsemek genellikle işe yaramaz."Bunda ağlanacak ne var?"
"Abartıyorsun."
"Bu kadar hırslı olma."gibi ifadeler çocuğun yaşadığı duyguyu anlamasına yardımcı olmaz.Bunun yerine:"Kaybetmek canını sıkmış gibi görünüyor."
"Şu an üzgün olman anlaşılır."
"Bir sonraki oyunda tekrar deneyebilirsin."gibi ifadeler daha destekleyici olabilir.Ama aynı zamanda oyunun kurallarını değiştirmek, sırf üzülmesin diye sürekli kazandırmak ya da her başarısızlığı telafi etmeye çalışmak da uzun vadede faydalı değildir.
Hiç kimse kaybetmeyi sevmez.
Ama sağlıklı gelişim açısından önemli olan, kaybettiğinde dağılmadan kalabilmek, hayal kırıklığını taşıyabilmek ve yeniden deneyebilmektir.
Duygusal dayanıklılık biraz da burada gelişir.
Çocuklar yalnızca kazandıklarında değil, kaybettiklerinde de kendilerini değerli hissedebildiklerinde büyürler.
Çünkü yaşamın içinde hem başarılar hem de hayal kırıklıkları vardır.
Önemli olan her zaman kazanmak değil, her iki durumda da kendimizle ilişkimizi sürdürebilmektir.