“Anne canım sıkılıyor…”Birçok ebeveyn bu cümleyi gün içinde defalarca duyabiliyor. Özellikle hafta sonlarında, tatillerde veya okul sonrası saatlerde çocukların sıkıldığını söylemesi ailelerde bazen kaygı yaratabiliyor.
Oysa can sıkıntısı her zaman çözülmesi gereken bir sorun değildir.
Hatta bazı durumlarda gelişimin önemli bir parçası olabilir.
Can sıkıntısı çoğu zaman hoş bir duygu değildir. İnsan zihni boşlukla karşılaştığında hemen yeni bir uğraş, yeni bir uyaran veya yeni bir meşguliyet aramaya başlar.
Tam da bu noktada hayal gücü, merak ve yaratıcılık devreye girer.
Birçok oyun, keşif ve yaratıcı uğraş başlangıçta yaşanan can sıkıntısının ardından ortaya çıkar.
Bu nedenle çocuğun her sıkıldığı anda onu yeni bir etkinliğe yönlendirmek ya da ekranla oyalamak uzun vadede kendi kendini meşgul etme becerisinin gelişmesini zorlaştırabilir.
Bugünün çocukları geçmiş kuşaklara göre çok daha yoğun uyaranlarla büyüyor.
Telefonlar,
tabletler,
videolar,
oyunlar,
sosyal medya içerikleri...Beyin sürekli yeni ve hızlı uyaranlara alıştığında günlük yaşamın daha sıradan deneyimleri yetersiz gelmeye başlayabiliyor.
Bir süre sonra çocuk:
“Yapacak hiçbir şey yok.”demeye başlayabiliyor.
Oysa çoğu zaman sorun etkinlik eksikliği değil, sürekli uyarılmaya alışmış olmaktır.
Çocuğun sıkıldığını duyar duymaz çözüm üretmeye çalışmak yerine bazen biraz beklemek faydalı olabilir.Şunlar yardımcı olabilir:
Bazen yalnızca:“Anlıyorum, şu an sıkılmış hissediyorsun. Bakalım biraz sonra aklına ne gelecek.”demek yeterli olabilir.
Bazı durumlarda yoğun can sıkıntısı;
gibi başka konularla ilişkili olabilir.
Bu nedenle çocuğun yalnızca sıkılması değil, bunun günlük yaşamını nasıl etkilediği önemlidir.
Çocukların gelişiminde bazen en verimli anlar planlanmamış anlardır.
Can sıkıntısı her zaman bir eksiklik değil, kimi zaman hayal gücünün ve yaratıcılığın başlayacağı alan olabilir.
Belki de her "canım sıkılıyor" cümlesi hemen çözülmesi gereken bir problem değil, çocuğun kendi dünyasını kurabilmesi için açılmış küçük bir boşluktur.