Bir arkadaşımızın başarısı, sosyal medyada gördüğümüz bir paylaşım, bir meslektaşın kariyeri ya da bir yakınımızın ilişkisi... Bazen farkında olmadan kendimizi başkalarının hayatlarıyla karşılaştırırken buluruz. Çoğu zaman bu kıyaslamalar bize ilham vermekten çok yetersizlik hissi bırakır.“ Ben neden böyle değilim?”“ Ben neden onun kadar başarılı olamadım?” “Benim hayatım neden onunki gibi değil?” soruları zihnimizde dönmeye başlar.
Kendimizi başkalarıyla karşılaştırmak tamamen anormal bir durum değildir. İnsanlar sosyal varlıklardır. Nerede durduklarını, nasıl olduklarını ve nasıl algılandıklarını anlamaya çalışırlar. Sorun kıyaslamanın varlığı değil, hayatımızın temel değerlendirme ölçütü haline gelmesidir.
Geçmişte insanlar kendilerini daha sınırlı bir çevreyle karşılaştırırken, bugün yüzlerce hatta binlerce kişinin hayatına aynı gün içinde tanıklık ediyoruz. Ancak çoğu zaman insanların:
görüyoruz. Hayal kırıklıkları, yalnızlıkları, korkuları ve başarısızlıkları ise çoğunlukla görünmez kalıyor. Sonuç olarak kendi hayatımızın perde arkasını, başkalarının vitriniyle karşılaştırmaya başlıyoruz.
Çünkü kıyaslama çoğu zaman yalnızca bugünle ilgili değildir. Bazen çocukluktan itibaren taşınan bazı sorular da bu süreçte yeniden canlanır: "Yeterince iyi miyim?"
"Değerli miyim?"
"Sevilmeye layık mıyım?"
Bu nedenle başkalarının başarısı bazen yalnızca onların başarısı olarak kalmaz. Kişinin kendi değeriyle ilgili eski yaralara da dokunabilir.
Bir insanın yaşam koşulları, imkânları, geçmiş deneyimleri, kişiliği ve hedefleri başka birinden tamamen farklı olabilir. Buna rağmen kendimizi tek bir başarı ölçüsü üzerinden değerlendirmeye çalışırız. Oysa yaşam bir yarış pisti değildir. Herkes aynı noktadan başlamaz. Herkes aynı yere gitmez. Herkes aynı şeyi istemez.
Kıyaslamayı tamamen durdurmak mümkün olmayabilir. Ancak dikkati sürekli başkalarına çevirmek yerine zaman zaman şu sorulara dönmek yardımcı olabilir:
Bazen en sağlıklı kıyaslama başkalarıyla değil, kendi geçmişimizle yapılan kıyaslamadır.
Başarılar gelir ve gider. Koşullar değişir. İnsanların hayatları değişir. Ama kişinin kendisiyle kurduğu ilişki kalır. Bu nedenle gerçek mesele çoğu zaman başkalarından geri kalmak değil, kendi değerimizi sürekli dışarıdaki ölçütlere teslim etmektir. Belki de bazen yapmamız gereken şey daha hızlı koşmak değil, başımızı kaldırıp kendi yolumuza yeniden bakmaktır.