MAZERETLERİMİZ GÜNAH KEÇİLERİMİZDİR


1 dakika okundu
01 Jun
01Jun

İnsanı tarif ederken onun hep düşünen yanına vurgu yapılır ki insan, asıl eyleme alanında varlık bulur. İnsan eyleyen varlıktır desek yanılmış olmayız. Ve doğası gereği insan eylemeye, aşkınlığa, yaşamını inşa etmeye yazgılıdır. Yaşamını yeşerten, üreten, öğrenen, ilerleyen insan “var” olur.

Ancak “var olmak”, “aşkınlığa yelken açmak” mutlulukla aynı anlama gelmemektedir. Çıkılacak aşkınlık yolculuğu eylemeyi gerektirir ki, eylemek cesaret, ayrılığa ve belirsizliğe tahammül etmek, günlük döngüleri geride bırakıp yeni bir yol çizmek demektir.

İşte tam da burada eyleyen ve bekleyen ya da eyleyen ve eylemeyen insan ayrımı ortaya çıkar.

Limanın düzenli dalgalarında hafif bir esinti ile kontrolünde giden bir yaşamın rahatlığı iyidir; eylemeyen insan bu limandan dünyayı seyreder: Her gün yüzlerce yolcu o limandan ayrılır, her gün yüzlerce yolcu o limana uğrar. Yolcuların telaşı, heyecanı, var olduklarının her türlü işareti limanda bekleyene doğasını hatırlatır, içten içe kemirir ruhunu.

“Şartlar böyle olmasaydı benim de farklı bir hayatım olurdu” cümlesi eylemeyen insanın tek tesellisidir. Bu teselliye evlilik, çocuk, eş, sağlık, ulaşım, zamanın kısıtlılığı sağlam bir mazeret olur çıkar.

Sadece var olmaları, eylemeyen insanın tüm var olamayışının nedeni haline geldiğinde, mazeret dediğimiz sözde kurtarıcı, günah keçisi olup çıkıverir karşımıza.

İncil’de anlatıldığına göre, Yahudiler için ana teması kefaret ve tövbe olan bir günde dualar okunup kura ile iki keçi seçilirmiş. Biri kurban edilip kanı kutsal sayılan yerlere serpilir, diğer keçi ise bu gönderimin konusu olan günah keçisi olurmuş. Törendeki din adamı ellerini keçinin üzerine koyar ve ulusun günahlarını itiraf edermiş. Bu keçi sırtında toplumun tüm günahlarını yüklenerek, arkasındaki insanları günahsız bırakıp uçurumdan aşağı fırlatılırmış.

İnsanlar dünyasındaki günah keçileri için ise her şey bu kadar net değil…

Sözde kendileri için var olamayan bir insanın ağırlığı altında yaşamaya çalışan bu günah keçileri sırtlarındaki fedakarlık(!) yükü ve ayaklarındaki kalın zincirler ile kendi var oluşlarını ne kadar gerçekleştirebileceklerdir ki?

Bugün severek yarattığımız mazeretlerimiz yarın günah keçimiz olarak yaşamına zorlanarak devam edecektir.

Çocuğumuzu, eşimizi, ailemizi, uğramışlıklarımızı kendi yaşamımızı inşa edemeyişimizin mazereti olarak gösterirken günah keçimizi de seçtiğimizin farkında olacağımız güzel günlere…

Psikolog Gülşah Öncü

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.