Psikolog Hazal Reyhan Çelikkol
Okulun başlaması bir çocuğun hayatındaki önemli geçişlerden biridir. Fakat “okula başlamak” dediğimiz şey yalnızca sabah hazırlanıp bir binaya gitmekten ibaret değildir.Biraz kelimelere kulak verdiğimizde bile bunu fark ederiz:
Okula gitmek.
Evden ayrılmak.
Çocuğu okula göndermek.
Yeni bir öğretmene, sınıfa ve düzene alışmak.
Bunların her biri çocuk için olduğu kadar ebeveyn için de yeni bir deneyimdir.
Bu nedenle okul döneminin ilk haftalarında yaşanan güçlükleri yalnızca “çocuk neden alışamadı?” sorusuyla ele almak çoğu zaman yetersiz kalır. Çocuğun mizacını, yaşını, önceki deneyimlerini, aile içindeki ilişkileri, ebeveynlerin duygularını, öğretmeni ve okul ortamını birlikte düşünmek gerekir.
Çünkü okula uyum, sadece çocuğun gerçekleştirmesi gereken bireysel bir görev değildir.
Okulların açıldığı ilk günlerde çocuklarda bazı değişiklikler görmek oldukça olağandır.
Sabah hazırlanmak istememe, anne ya da babadan ayrılırken zorlanma, okul dönüşü daha öfkeli olma, yorgunluk, ağlama, daha fazla yakınlık isteme, uyku düzeninde geçici değişiklikler…Bazen çocuğun davranışında gördüğümüz şey, yeni düzene uyum sağlamaya çalışan zihnin ve bedenin verdiği doğal bir tepkidir.
Bu nedenle ilk hedefimiz çocuğun yaşadığı her güçlüğü hemen ortadan kaldırmak olmamalıdır.
Önce anlamaya çalışmak gerekir:
Çocuk neye alışmaya çalışıyor?
Onu en fazla zorlayan şey ne?
Bu davranış ne zaman ortaya çıkıyor?
Ne zaman azalıyor?
Çocuk bize davranışıyla ne anlatmaya çalışıyor olabilir?
Bazen birkaç günlük zaman, düzen ve güven yeterlidir.
Bazen de yaşanan güçlüğün daha dikkatli ele alınması gerekir.
Önemli olan bu ikisi arasındaki farkı görebilmektir.
Ebeveynler doğal olarak çocukları zorlandığında hızlıca çözüm bulmak isterler.
Fakat kaygıyla yapılan bazı müdahaleler, iyi niyetli olmalarına rağmen güçlüğün devam etmesine katkıda bulunabilir.
Örneğin okula gitmek istemeyen bir çocuğa her sabah uzun uzun okulu anlatmak, sürekli “Korkacak hiçbir şey yok” demek, defalarca “Bugün ağlamayacaksın değil mi?” diye sormak ya da çocuğun kaygısını kontrol etmek için gün içinde sürekli öğretmeni aramak bazen çocuğa şu mesajı verebilir:
“Demek ki gerçekten endişelenmem gereken bir şey var.”
Diğer uçta ise;“
Bunda ağlanacak ne var?”
“Artık büyüdün.”
“Herkes gidiyor, sen neden yapamıyorsun?”
“Bir şeyin yok, alışacaksın.” gibi ifadeler çocuğun yaşadığı duygunun görülmediğini hissettirebilir. Çocukların çoğu zaman ihtiyacı, yaşadıkları duygunun hızla ortadan kaldırılması değil; o duyguyla kalabilecekleri güvenli bir yetişkinin varlığıdır.
Bir çocukta değişiklik fark edebilmek için önce onun olağan halini bilmek gerekir.Bazı çocuklar yeni ortamlara kolay girer. Bazıları önce uzun uzun gözlemler.Bazıları kalabalıkta rahat eder. Bazıları bir kişiye alışmadan gruba katılmak istemez.Bazıları duygularını sözcüklerle anlatır. Bazıları bunu davranışlarıyla gösterir.Bu farklılıklar tek başına bir sorun değildir.Bu nedenle çocukları birbirleriyle karşılaştırmak yerine şu soruyu sormak daha yararlıdır:
“Benim çocuğum için olağan olan neydi ve şimdi ne değişti?”
Örneğin daha önce arkadaşlarıyla rahat iletişim kuran bir çocuk birdenbire okul hakkında konuşmak istemiyorsa; sabahları karın ağrılarından söz etmeye başlamışsa veya okuldan döndüğünde belirgin biçimde içine kapanıyorsa bunu merak etmek gerekir.
Merak etmek, hemen bir sonuç çıkarmak değildir. Merak etmek:
“Burada ne oluyor?” diyebilmektir.
Ailelerden bize gelen başvurularda okul dönemiyle birlikte özellikle bazı başlıkların öne çıktığını görüyoruz:
Burada önemli bir nokta var: Bu belirtilerden birinin varlığı tek başına bize ne olduğunu söylemez.
Örneğin “dikkati dağılıyor” dediğimiz bir çocuk gerçekten dikkatini sürdürmekte zorlanıyor olabilir.Ama aynı çocuk;derste zorlanıyor,
uykusunu alamıyor,
arkadaşlarıyla bir sorun yaşıyor,
yoğun kaygı hissediyor,
evde önemli bir değişimden etkileniyor
veya kendisinden gelişimsel olarak beklenenden çok daha uzun süre hareketsiz kalması isteniyor da olabilir. Dolayısıyla davranışın adını koymak kadar hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamak önemlidir.
Çocukların gelişiminde pek çok dönemsel zorlanma vardır ve bunların önemli bir kısmı zamanla hafifler.Bu nedenle her değişiklik karşısında paniğe kapılmak gerekmez. Ancak diğer taraftan:
“Çocuktur.”
“Büyüyünce geçer.”
“Alışır.”
“Biz de böyleydik.”demek de bazen önemli sinyallerin gözden kaçmasına neden olabilir.Daha işlevsel soru şudur:
“Bu durum çocuğun günlük yaşamını ne kadar etkiliyor?”
Örneğin yaşanan güçlük;uzun süredir devam ediyorsa,
giderek artıyorsa,
çocuğun okula devamını etkiliyorsa,
arkadaşlık ilişkilerini bozuyorsa,
aile yaşamında sürekli çatışmaya dönüşüyorsa,
çocuk belirgin biçimde mutsuz veya kaygılı görünüyorsakonuya biraz daha yakından bakmak iyi olabilir.
Çocuğun okul yaşamını anlamanın en önemli yollarından biri öğretmeniyle kurulan ilişkidir. Çünkü ebeveyn çocuğun evdeki halini, öğretmen ise okul ortamındaki halini görür. Ve bazen iki tarafta görülen çocuk birbirinden oldukça farklı olabilir.
Evde çok hareketli olan bir çocuk okulda sessizleşebilir. Evde sakin görünen bir çocuk sınıfta arkadaşlarıyla yoğun çatışmalar yaşayabilir. Bu durum “kim doğru görüyor?” meselesi değildir. Çocuk farklı ilişkilerin ve ortamların içinde farklı taraflarını gösterebilir. Bu nedenle öğretmen görüşmesinde yalnızca: “Bir sorun var mı?” diye sormak yerine daha açık sorular sormak oldukça işe yarar:“
Arkadaşlarıyla ilişkisi nasıl?”
“Sınıfta söz almak konusunda nasıl?”
“Zorlandığında ne yapıyor?”
“Yardım istiyor mu?”
“Hangi etkinliklerde daha rahat?”
“Dikkatini hangi durumlarda daha kolay sürdürüyor?”
“Son dönemde fark ettiğiniz bir değişiklik oldu mu?”
Bu bilgiler çocuk hakkında çok daha bütünlüklü bir resim oluşturur.
Okul dönemindeki güçlüklerde sık karşılaştığımız sorunlardan biri de yetişkinlerin birbirini sorumlu tutmaya başlamasıdır.
“Öğretmen ilgilenmiyor.”
“Evde sınır koyulmuyor.”
“Okul çocuğu anlamıyor.”
“Anne çok kaygılı.”
“Baba yeterince ilgilenmiyor.”
Bunların herhangi birinde doğruluk payı olabilir. Fakat çocuk açısından en koruyucu olan, yetişkinlerin birbirlerini suçlaması değil, aynı masanın etrafında düşünebilmesidir. Çocuk için en sağlıklı yapı:çocuk + aile + okul arasında kurulabilen işbirliğidir. Gerektiğinde bu yapıya okul psikolojik danışmanı ve okul dışındaki uzmanlar da dahil olabilir.
Bir değişiklik fark ettiğinizde şu sırayı izlemek işe yarayabilir:
Çocuklarla ilgili süreçlerde bazen en önemli şey “doğru cevabı” hemen bulmak değil, doğru soruları birlikte sorabilmektir.
Çocukların yetişkinlerden önemli bir farkı vardır. Her zaman:
“Son birkaç haftadır okul ortamında kendimi güvensiz hissediyorum.”
“Arkadaş grubumda dışlandığımı düşünüyorum.”
“Başarısız olmaktan korkuyorum.”
“Annemden ayrıldığımda başına bir şey gelecekmiş gibi hissediyorum.” diyemezler. Bunun yerine;karınları ağrır,
okula gitmek istemezler,
öfkelenecek küçük nedenler bulurlar,
uyuyamazlar,
ödev başında çatışırlar,
sessizleşirler
veya daha fazla yakınlık isterler. Bu nedenle çocukların davranışlarına yalnızca “düzeltilmesi gereken davranışlar” olarak bakmak yerine, bazen onları bir iletişim biçimi olarak da düşünmek gerekir. Bu davranış bize ne anlatıyor olabilir? Çocuklarla çalışırken en sık geri döndüğümüz sorulardan biri budur.
Çocuğun yaşadığı güçlük yalnızca çocuğun içinde olup bitmez. Ailedeki ilişkiler, günlük yaşam düzeni, ebeveynlerin kaygıları, okul ile kurulan ilişki ve çocuğun gelişimsel ihtiyaçları birbirini etkiler. Bu nedenle çocuklarla yürüttüğümüz çalışmalarda ebeveyn görüşmelerini çok önemsiyoruz.
Amaç ebeveyni suçlamak veya “doğru ebeveynliği” öğretmek değildir. Tam tersine:
Bu çocuk ne yaşıyor?
Bu aile bu süreçte ne yaşıyor?
Nerede zorlanılıyor?
Neyi farklı yapabiliriz?
sorularını birlikte düşünebilmektir. Bazen çocukta görülen değişimin çözümünde çocuğa yapılacak küçük bir düzenleme yeterlidir. Bazen okulda bir değişiklik gerekir. Bazen ebeveynin yaklaşımında küçük bir farklılık büyük sonuç yaratır. Bazen de bütün sistemi birlikte düşünmek gerekir.
Okulların açılmasıyla birlikte çocuklardan hızlıca alışmalarını, arkadaş edinmelerini, kurallara uymalarını, derslere odaklanmalarını ve yeni düzene ayak uydurmalarını bekliyoruz. Oysa yetişkinler olarak bizler bile yeni bir işe, eve veya çevreye alışmak için zamana ihtiyaç duyuyoruz. Çocuklardan da bunu beklemek gerekir.
Bu nedenle okul döneminin başında belki en iyi üç kelime: Zaman. Merak. İşbirliği.
Çocuğa zaman tanımak. Davranışını hemen etiketlemek yerine merak etmek. Ve gerektiğinde aile, öğretmen, okul ve uzmanlar arasında işbirliği kurmak. Çünkü çocukların çoğu zaman ihtiyacı, bütün sorunları onlar adına çözen yetişkinler değil; zorlandıklarında yanlarında kalabilen, onları anlamaya çalışan ve gerektiğinde birlikte yol arayabilen yetişkinlerdir.
Psikolog Hazal Reyhan Çelikkol
Çocuk, ergen ve ebeveynlerle psikolojik danışmanlık çalışmaları
Aralık Psikoloji • Marmaris